1. Yüzyılın 17 yılını geride bıraktık. Bu yüzyılda kentler daha önce hiç olmadığı kadar ön plana çıkmaya başladı. Neden?

Çünkü 21. Yüzyılda insanların dörtte üçü kentlerde yaşıyor. Kırsal nüfus giderek azalıyor. Hal böyle olunca kentlerin önemi her geçen gün artıyor.

İçinde bulunduğumuz dönemde kentlerin önemi artarken diğer yandan da insan yaşamının her alanında çok önemli değişimler meydana geliyor. Örneğin, teknolojik değişim ve dönüşüm daha önceki dönemlere göre daha da hızlanmış durumda. Biz fani kullar bu büyük değişim ve dönüşümün nerede ve nasıl duracağını, durduğunda neye benzeyeceğini bilecek ya da tahmin edecek durumda değiliz.

Bu yazıda bu büyük değişim ve dönüşüm sürecinde kentlerin belediye başkanlarının nasıl olmaları gerektiği konusunda sosyal bilimlerin ışığında fikirlerimi paylaşacağım.

Geride bıraktığımız yıllarda dünyada bir demokrasi krizi yaşandığı ve bu krizin dozunun giderek yükseldiğini söyleyebiliriz. Kriz, temsili demokrasi krizidir. Yani bugün demokratik ülkelerdeki demokrasi modeli işlemiyor. Bunun yerine katılımcı demokrasi denilen vatandaşın yönetime daha aktif katılımını sağlayan bu yüzyılın demokrasi modeli olmasını beklediğimiz bir model bizim için en uygun demokrasi modeli olacaktır.

Belediyeler, katılımcı demokrasiyi hayata geçirebileceğimiz en uygun mecralar. Dolayısıyla yeni yüzyılda belediye başkanlarımızın katılımcı demokrasiyi içine sindirmiş olması gerçekten çok önemli.

Kent yönetimi sadece demokrasi ile ilgili bir süreç değil, aksine çok daha karmaşık bir süreç. Dolayısıyla bu karmaşık süreçleri ve ilişkiler ağını bir belediye başkanının tek başına göğüsleyebilmesi çok zor hatta imkânsız. İşte tam da bu noktada 21.yüzyılın geriye kalan bölümünde kenti yönetmeye aday bir belediye başkanının hangi temel ilkeleri gözetmesi ve bu temel ilkelere sahip çıkması gerektiği konusunda önümüze 7 temel ilke çıkıyor;

1) Kent Yönetiminde Bilimsellik: Kentlerin eski ve artık kronikleşmiş sorunlarının çözümünde bilimin ve bilimsel bilginin yol göstericiliği, belediye başkanının ilk temel ilkesidir.

2) Vizyonerlik: Belediye Başkanının kentin yönetiminde bir ömrü aşan, uzun vadeli ve gerçekçi hedefleri olmalı. Bunun için de belediye başkanlarının bilim adamları, düşünce ve sanat insanlarıyla sürekli görüş alış verişi içinde olması bir zorunluluktur. Belediye başkanlarının bu vizyonerlik meselesinde “en büyük”, “çılgın proje”, “devasa” gibi büyüklük komplekslerinden sıyrılması; vizyonerlik ile bilimsel gerçekliği buluşturması gerekiyor.

3) Vatandaşın Yönetime Tam Katılımı: Birçok kentte belediye başkanlarının aşırı güçlendiğini ve artık ortak akıla ihtiyacının kalmadığını görüyoruz veya şahit oluyoruz. Oysaki gücünü kentliden almayan bir başkan ve yönetiminin yeni yüzyılı karşılamada ciddi sorunlar yaşayacağı açık. Teknoloji, psikoloji ve sosyoloji alanının desteğiyle yenilikçi ve gerçekleştirilebilir yeni bir katılımcılık yaklaşımının yaşama geçirilmesi olmazsa olmazların başında geliyor.

4) Yenilikçilik: yenilikçilik, şimdiye kadar sadece özel sektörün ilgi alanına girmiş bir metafor olarak görüldü. Oysa en fazla yeniliğe ihtiyaç olan alanlardan biri de kentler. Yenilikçilikle en fazla katma değer üretilebilecek yapılar yerel yönetimler. Bunun için yirmi birinci yüzyılın belediye başkanının belediyesini yenilikçilik temelinde yeniden yapılandırmak ve gerekli kapasiteyi oluşturmakla işe başlaması gerekiyor.

5) Sosyal Adalet: Belediye başkanının kentte yaşayan zengin ile gariban kesim arasındaki adaletsizlikleri giderecek yeni hizmet şekilleri üretmesi gerekiyor. Kentin daha huzurlu, daha yaşanabilir bir kent olması için hiç şüphesiz ki, o kentin yoksullarının belediyelerden pozitif ayrımcılık görmesi gerekiyor. Bir kentte adaleti sağlamak belediye başkanının en temel görevi olmalıdır. Bunun için de belediye başkanları kentin sosyal ve kültürel dokusuna uygun yeni dayanışma ağları oluşturmalıdır.

6) Yönetimde Çevre ve Kent Dengesinin Kurulması: 21.yüzyılda kentler hızla birer çevre düşmanı haline geliyorlar. Yani en ciddi çevre kirliliği kaynağı, kentler. Önümüzdeki dönemlerde belediye başkanları kent- çevre bütünlüğünü sağlamalı, kentlerde ekolojik dengeyi sağlayacak yatırımlara girişmelidir. Yoksa kentler, küresel ısınmanın etkisiyle doğal felaketlerden daha fazla etkilenecekler ve yaşanmaz hale gelecekler.

7) Özgünlük: Geçmiş dönemin sorunlarının büyük bir kısmının temelinde eski dünyanın çözümlerini ve hatalarını tekrarlamak, aynılaşmak ve gerçek anlamda “yerel” olanı cesaretle var etmek yatıyor. Bunun sonucunda kentler, birbirinin benzeri projelerle, yapılarla doldu, yereli korumak adına yapılanlarla geçmiş yeniden üretilip sahte bir “altın çağ” dekoruna dönüştürüldü. Geleceğin belediye başkanının, gerçek anlamda yerel özgünlükleri yakalayıp bunları özgüvenle uygulaması gerekiyor.

Bu yazıyı okuyunca “bunlar hayal” diyebilirsiniz. Bunlar “gerçekleşmesi mümkün olmayan idealler” diyebilirsiniz. Ancak benim bu yazıdaki temel amacım, etrafınızdaki belediye başkanlarını veya adaylarını değerlendirebilecek bir dizi somut kriter ortaya koymaktır.

Not: Yazıda Doç. Dr. Savaş Zafer ŞAHİN’in kent yönetimine dair yayınlarından yararlandığımı belirtmek isterim.