tarik @ politikam.com

AVRUPA’da yaşayan Türklerin bundan sonra işi çok zor.

Bugüne kadar da zordu.. Yalancıktan demokrasi, insan hakları, özgürlükler adına falan katlanıyorlardı.

Şimdi açık açık “katlanamıyoruz” siyaseti yapıyorlar.

E kolay değil; Avrupa’da milyonlarca Türk yaşıyor. Bunlar hem yaşadıkları Avrupa ülkelerinin, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları.

Çifte pasaportlular.

Avusturya, Almanya, Hollanda diplomasi krizleri derken..

Meselâ Almanya Dışişleri Bakanı’nın uçağına iniş izni vermezken..

Meselâ Hollanda polisi bizim bayan bakanı Hollanda’dan kovarken..

Hollanda polisi Türklerin üstüne atlarını, köpeklerini salıp joplarla saldırırken..

Avrupa’da yükselen faşizm ve nazizmi temsil eden siyasiler bu olup bitenlere sinsi sinsi sırıtıp “go home” türü mesajlar savururken..

Şu çifte pasaport mevzuları da bugün yarın gündeme gelir diye içimden geçirdiydim.

Gündeme geldi işte.

 

***

 

ALMAN Hıristiyan Birlikçiler, çifte pasaport olayının kaldırılmasını istemiş.

Özü şu: “Ya Alman gibi yaşa, ya da bu ülkeden git…”

Ya Alman vatandaşlığını seçeceksin, ya Türk vatandaşlığını.

Türkiye’deki hakim siyasi yapıya inanıyor ve destekliyorsan hele; “…tir git memleketine!”

 

***

AVRUPA’nın en tehlikelisi Almanya’dır.

Sömürgecilik çağındaki gecikmişliğini, yirminci yüzyılın ilk yarısında ortaya koyduğu Nazizm politikasıyla kapatmaya çalışmış; Batısından doğusuna Avrupa’da işgal ve savaş rüzgarları estirmiş, Rusya steplerine kadar ilerlemiş, en nihayetinde müttefiklerin taarruzuyla hevesi kursağında bırakılmış, yerle bir edilmiş, savaşı kaybetmiş ve insanlık suçu tescillenmiş bir ülke.

Milyonlarca Yahudi’nin toplama kamplarında katledildiği karanlık nazizim ikliminin merkezi.

Berlin duvarı yıkıldıktan sonra dünyayı sarmaya başlayan yeni dünya düzeninde kendine yeni roller biçen, gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin iç siyasetini kemiren faaliyetleriyle, ulus devletleri diz çökertme çabasıyla ortaya çıkan bir ülke.

Meselâ şu Alman vakıflarının Türkiye’deki faaliyetlerini çok çok yazdıydık iki binli yılların başlarında.

Konrad Adenauer’i, Henrich Böll’ü, Frederich Nauman’ı, falanı filanıyla, Türkiye’de her cins sivil toplum faaliyetinin içindeydi bunlar.

..ve her biri Almanya’daki siyasi partilerin arka bahçesidir.

..ve her biri Almanya’nın egemenlik siyasetinin hizmetkarıdır.

..ve her biri istihbarat teşkilatlarıyla bağlantılıdır, falan filan.

Bunların faaliyetlerini yasal olarak Türkiye’de sürdürebilmeleri söz konusu değilken, vakıflar yasasındaki madde boşluklarından yararlanıp Türkiye’de temsilcilik açıp harıl harıl çalıştıkları bilinir.

Sonradan yapılan yasal düzenlemelerle faaliyetleri tümüyle serbest bırakıldı hepsinin.

Bu küçük bilgi kırıntısını yeniden paylaşmış olalım vesileyle.

 

***

AVRUPA kapısında elli küsur senedir bekleyen bir Türkiye!

Üyelik vizesi için AB’den gelen her talimatı yerine getiren bir Türkiye!

Elli sene daha geçse, o vizeyi vermeyecekler; bunu iktidar da biliyor, muhalefet de biliyor, bürokrasi de biliyor, sokaktaki adam da biliyor.

Avrupa Birliği’nin aslında bir Hıristiyan Haçlı Birliği olduğu aşikar.

Haçlı Birliği’nde, salyangoz yemeyenin işi ne ola ki?

İslami terör kavramını ABD ile bir olup peydahlayanlar da bunlardır aslında.

İslamı ‘terör dini’ olarak dünyaya lanse ettiler.. Kendi ülkelerinde irili ufaklı terör olayları yaratıp islamın en büyük tehlike ve tehdit olduğuna inandırdılar.

Terör örgütlerinin ardında yine bunların bağlantıları, projeleri, sermayeleri, destekleri var.

Bittabi enerji kaynaklarının üstünde oturan İslam ahalisini birbirine kırdıracak, çatıştıracak, savaştıracak gerekçeleri de çok iyi biliyorlar. Mezhepsel ayrılıkları kaşıyarak Müslümanları birbirine kırdırmakta uzmanlaştılar.

Türkiye ile apayrı bir uğraşıları var evvel ezelden.

Kürt nüfusu ayrıştırmak, ulus devleti parçalayıp bu topraklarda bir Kürdistan kurdurmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

FETÖ’cünün, PKK’lının, bilmem necinin cirit attığı, Türkiye’yi yan bastırmak için çabalayan terör örgütlerinin beslendiği, Türkiye’nin terörle mücadele dediği şeye ‘Kürt katliamı’ diye bakan bir Avrupa!

Darbe girişimini de desteklediler malum.

Enselenmekten kılpayı kurtulup kapağı oralara atan FETÖ’cülere kucak açmışlıkları da var.

Sonuç itibariyle, kapısında üyelik için bekleyip durduğumuz Avrupa bizi hiçbir zaman sevmedi.

..ve hiçbir zaman AB üyesi olmayacağız.

Bunu bile bile Avrupa Bakanlığı kurduk biz!

 

***

HOLLANDA polisinin Türk bakana yaptığı kötü muamele, atlı, köpekli polislerin Hollanda’da yaşayan Türklere saldırması, Hollandalı faşist siyasetçilerin “ya sev ya terk et” faslındaki mesajları, sonrasında gelişen restleşmeler falan..

Bunun adı ‘diplomatik kriz’ olamaz artık.

Krizi aşan bir boyut taşıyor bu durum.

Öyle kolay kolay aşılacak, atlatılacak, unutulacak bir olay değil yani.

Daha kötüleri de olabilir.

Sadece Hollanda’da değil, Avrupa’nın bütününde.

İslam düşmanlığıyla birlikte Türk düşmanlığının da hızla yaygınlaşacağı, Türklerin güvenlik açısından sorunlar yaşayacağı bir döneme doğru sürükleniyor Avrupa.

Aslında esaslı bir ekonomik kriz dönemi geçiriyor Avrupa; her şeyin başı ekonomi olduğunu düşünürsek, krize giren ekonomik gidişatların aşırı sağcı akımları, faşizmi, ırkçılığı tetiklemesi normal.

Bu yanıyla yakın gelecekte ırkçılığın ve faşizmin egemen olduğu bir Avrupa göreceğiz.

 

***

BİTTABİ Türkiye’nin, orada yaşayan milyonlarca T.C. yurttaşına sahip çıkması gerekiyor.

Bu sahip çıkma, hatırlama seçimden seçime, referandumdan referanduma değil elbet.

Yani, Avrupa’da yaşayan Türkleri seçim malzemesi ve oy deposu olarak görmenin ötesinde bir şeyler.