POLİTİKA

KRİZDEN FIRSAT ÇIKARMAK

KRİZDEN FIRSAT ÇIKARMAK
AHMET SERT
AHMET SERT( ahmetsert@gmail.com )
1.050 defa
27 Mart 2020 - 15:15

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Zor günler geçiriyoruz, hiç yaşamadığımız kadar hem de.

Ne olduğunu anlamadığımız, ne yapmamız gerektiğini, bundan sonrasında neler olacağını çok da kestiremediğimiz günler…

Ama Allah’ın insanlara bahşettiği uyum yeteneği gibi bir şansımız, yeteneğimiz var iyi ki.

Eve kapandığımız bu günlerde yeni duruma alışmamız da çok uzun sürmeyecek. Psikologlara göre üç hafta içinde bu duruma da alışmış ve uyum gösteriyor olacağız. Bu sevimsiz ve travmatik virüs konusuna çok fazla girmeyeceğim; zaten hayatımızın tam merkezinde.

Herkes yapması gereken temel davranışları, alması gereken önlemleri az çok öğrendi zaten. Mesele gerçek anlamda ne kadar insanın, hangi oranda bunlara uyduğuna geldi dayandı.

Benim üzerinde durmak istediğim konu, bu virüsün bundan sonra şehrimizi, insanımızı, ülkemizi, dünyayı hatta tüm insanlığı nasıl değiştireceğiyle alakalı olacak.

Yazıya giriş cümlemde de belirttiğim üzere hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. Bu Korona virüsü salgını bize yeni bir hayat tarzını şimdiden dayatmaya başladı bile.

Kişiler, toplum, devlet olarak bundan kaçışımız yok. Üretim tarzından, ne üretildiğine, ne şekilde üretildiğine, eğitimin içeriğinden, veriliş şekline, insan ilişkilerine kadar hemen hemen her şeyin büyük bir dönüşüm geçireceği bir sürece gireceğiz muhtemelen.

Krizler, zor zamanlar aynı zamanda büyük değişimlerin ve fırsatların da kapısını açan zamanlardır.

Dolayısıyla hazır evlere kapanmışken bunu bir öze dönüş, kişisel muhasebe yapma ve “anlamaya çalışma” dönemi olarak değerlendirmek önemli.

Ülkemiz, şehrimiz, Dünya ve insanlık olarak müthiş bir yozlaşma yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Bu salgın belki bu yozlaşmayı biraz olsun anlamaya, onunla yüzleşmeye vesile olabilir mi?

Kişisel hesaplaşmamızı yapmamıza, aile ilişkilerimizi gözden geçirmemize imkân sağlayabilir mi? Madem mecburi olarak eve girdik; empati denilen davranışı yani “karşımızdakinin” yerine kendimizi koyarak onu anlamaya çalışmayı öğretir mi?

Daha önce karısı tarafından, “çarşıya, kahveye” gönderilen amcaların bünyesi bunu kabul etmekte zorlansa da yapacak bir şey yok; “emir demiri keser.” Bu duruma ayak uydurmaya çalışmaktan, yapacak bir şeyler bulmaktan başka yol yok.

Devlet tarafından alınan kararları anlamakta zorlanan, bunu yanlış değerlendirenler olmasa şaşardık; yine öyle oldu.

Öyle bir algı oluşturuldu ki bir kesim sanki bu virüsten daha genç yaş grubundakiler muafmış ve “yaş alan” vatandaşlarımız hastalık kaynağı imiş gibi davrandı.

65 yaş üstü vatandaşlarımızdan bir kısmı da ölenler en çok bu gruptakilerden çıktığı ve en büyük risk grubu olduğu için “kendilerini korumak için” alınan bu kararları alınganlık ve serzeniş konusu yaptılar.

Çeşit çeşit insan tipi, davranışlarına da yansıttı haliyle bunu…

“Virüs de kimmiş, bana bir şey olmaz, kaderde ne varsa o” gibi cümlelerle olayın ciddiyetini anlamayanlar; ya da bu tür durumlarda moral desteğin ve sağduyunun en önemli unsurlar olduğunu görmezden gelerek, yaşadığı panikle “koronayaya” yakalananlar.

Eve girmişken; keşke mutfağın yolunu bilmeyen kocalar yapabilecekleri kadarını yapıp karılarına yardım etse. Kadınlar evin tek sahibiymiş gibi davranarak evden “postaladıkları” kocalarıyla, evde kaldıkları bu süreçte beraber yapacakları ortak meşgaleler düşünse.

Film ya da internetten kısa videolar seyretmek, puzzle yapmak, sohbet etmek, kitap okumak, fırsat olmadığı için bu zamana kadar yapılamayan ev düzenini sağlamak gibi onlarca şey var yapılabilecek.

Ve de en önemlisi bu zamanı; artık davranışlarımızı, düşüncelerimizi gözden geçirerek, daha basit yaşamayı öğrenmek, daha azla yetinmek, birbirimizi ötelememek, ”öteki” olarak görmemek gibi konularda ilerleme sağlamanın bir fırsatı olarak görmemiz, değerlendirmemiz gerekiyor.

Öyle bir durumdayız ki, herhangi bir konunun uzmanı mesela “prof.” ünvanlı bir kişiyi dinlerken bile; insanlar, hangi yönden eksik buluruz, hangi açıdan vururuz diye bakmaya başladı. Maşallah herkes her konuda uzman, bilmediği yok. Ama karşısındaki kendisi gibi düşünmezse hemen saldırmaya, eleştirmeye, yaftalamaya hazır şekilde bekliyor.

İllaki aynı düşünmek zorunda değiliz. Ama birbirimizi ötekileştirmekten vazgeçmediğimiz sürece “aynı gemideyiz.” Söylemi karşılık bulmayacak.

Örneğin görüş olarak bir başka partiye yakın olanları “hain” diye damgalamaktan ne zaman vazgeçeceğiz. Unutmayalım ki bir düşünce veya siyasi grup % 50 destek bulabiliyorsa karşısında da yaklaşık aynı oranda destek veren bir kitle var. Herhalde bu kadar insanın hepsinin “hain” olma ihtimali olmasa gerek. Bu her siyasi düşünce, grup, parti için gerekli.

Bunun için Fenerbahçeliler için Galatasaray tutmaya bile değmeyecek takımken, Galatasaraylılar için Türkiye’nin en büyüğü olabiliyor. Bunun için GS veya FB diğeri olduğu için önemli. Galatasaray ya da Fenerbahçe’den biri olmazsa diğerinin büyüklüğünün hiçbir anlamı yok.

İl genelinde de anlamsız kavgalar var. Mesela bir Bandırma, Balıkesir kavgası… Balıkesir bilmem kimle oynarken yapılan anlamsız Bandırma tezahüratları. Biri merkez, biri ilçe, paylaşılamayan ne… Eskiden ben de kızardım Bandırmalıların il olma taleplerine; şimdi umurumda bile değil, hatta destekliyorum; yapılacaksa ilklerden biri Bandırma olabilir.

Balıkesir yüzyıllardır bu ilin merkezi, en büyük yerleşimi, il olmayı hak edecek nüfus ya da büyüklük olduğu için merkez yapılmış zaten; tersi olsa Bandırma’yı il merkezi yapıp Balıkesir’i ona bağlarlardı. Bırakalım artık bu saplantıları, boş çekişmeleri…

Artık sağ sol kavramlarının anlamı değişti, genişledi. Bir “sağcı” neden Atatürk’ü sevmesin; ya da bir solcu neden namaz kılmasın ya da liberal ekonomiyi savunamasın.

Bırakalım artık bazı kavramları, duyguları sadece kendi “tekelimize” alma davranışını. Atatürk de bizim, Abdülhamit de. Fatih de bizim, Mete de…

Bir tarihçi olarak “Osmanlı benim atam olamaz” cümlesi kadar saçma sapan bir cümle duymadım. Bu tarih bilimi açısından o kadar gereksiz ve geçersiz bir cümle ki. Biz gökten zembille yüz sene önce inmedik.

Ne bu millet sadece yüz yıllık tarihi olan bir millet, ne de bu devlet önceki sistemden bazı kurumları, kanunları, miras almadan kuruldu. Ne de cumhuriyet kabul edildikten sonra bu zamana kadar ne yapıldı ki cümlesi gerçekçi… İyisiyle kötüsüyle hepsi bizim. Bayılmak zorunda değiliz ama inkâr etmek olmadığı anlamına gelmiyor.

Artık Balıkesir şehri olarak da çok hızlı bir değişim ve dönüşüm geçirmek zorundayız; mecburuz artık buna.

Daha önce çok yazdık, söyledik. Balıkesir şehrini artık bir “kasaba” mantığıyla yönetmenin imkânı, ihtimali yok. Dünyanın küresel bir köye döndüğü bir ortamda artık “küçük” düşünme şansımız kalmadı.

Ancak yerel siyasetçilerin girdiği “çocukça” söz dalaşına bakıyorum da hala bu dönemde bile bazılarının bu gerçeği anlamadıklarını görüyor ve üzülüyorum. Yerelde siyaset yapmak kadar saçma bir şey olduğunu da düşünmüyorum kendi adıma. Katılmayanlar olabilir saygı duyarım ama benim düşüncem bu yönde. Ulusal boyutta seçim zamanı geldiğinde tercihimi kullanırım ve görevimi yerine getiririm.

Hangi parti gelse Baski su akıtmayacak mı? Yollar, kaldırımlar, parklar yapılamayacak mı? Müze, kültür merkezi, sosyal donatı alanları olmayacak mı? Yerelde bu gibi meseleler, konular varken başka ulusal konuları gündeme getirip, gündeme gelmesi gereken yerel meseleleri gündeme almayandır esas görevini yapmayan bana göre.

Bir meclis toplantısı sırasında ya da yereli ilgilendiren bir tartışmada bile konuyu S-400’e, Suriye’ye, Kızılay’a, namaza/niyaza, Doğu Akdeniz Politikasına, dış politikaya getirenlere üzülerek ve içimden acı acı gülerek bakıyorum sadece.

Bir de her dönemde, her olayda ve her an, karşıtı olduğu siyasi düşünceye, partiye “çakacak” şekilde paylaşım yapanlara Allah’tan acil şifalar diliyorum. En çok da içeride kaldığımız bu zamanlarda, bu durumdakilerin “empati, öze dönüş” konusunda yol almalarını diliyorum.

Yazıyı küçük bir öneriyle bitirmek istiyorum: Madem biz kendi kararımızla, 65 yaş üstü vatandaşlarımız da devletin aldığı önlemler neticesinde evde kalıyorlar bunu yerel tarih konusunda güzel şekilde değerlendirmek mümkün olabilir. Yaşı belli bir seviyenin üzerindeki vatandaşlarımız; özellikle 1950-60 yıllarından sonraki dönemde yaşadıklarını, şehrin hafızasını ortaya çıkarmak adına yazarlarsa ileride yapılacak şehir tarihi çalışmalarında kullanılacak somut ve faydalı verilere sahip olabiliriz.

İşin kısası, kendi “özümüze” dönelim ve “Biz” olmayı öncelik olarak belirleyelim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.

suadiye evden eve nakliyat
kartal evden eve nakliyat