POLİTİKA

KENDİ HİKAYEMİZİ YAZMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

KENDİ HİKAYEMİZİ YAZMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
AHMET SERT
AHMET SERT( ahmetsert@gmail.com )
463 defa
07 Aralık 2019 - 0:31

Balıkesir’le ilgili dertlenen sadece biz değiliz.

Bizden önce de bu konuları dert edinen o kadar çok insan vardı ki.

Yıllar önce de değerli yazarlar, gazeteciler Balıkesir’le ilgili çok güzel yazılar yazmış, özgün öneriler getirmişlerdi.

Şehir tarihi ile ilgili yaptığım bilimsel çalışmalarda çok güzel örneklerini görmek beni hem mutlu etti; hem de bazı sorunların torunlara yani bizlere havale edilmesini görmek açısından üzücü oldu.

Bir önceki yazımda değindiğim gibi,  şeytanın bacağını kırmayı geçtim; ağzını burnunu kırdığımız bir dönem var.(1950-1960)

Maalesef bu dönem çok kısa sürdü. O dönemi bir on, on beş sene daha sürdürebilsek şu an farklı şeyleri konuşuyor olacaktık.

Şu an Balıkesir’e dışarıdan bir gözle bakıldığında görülen, kapalı bir kutudan başka bir şey değil ne yazık ki.

İstisnalar her zaman kaideyi bozar; ama dış etkilere kapalı olduğumuz gibi şehir dışına açılma konusunda da iyi durumda değiliz.

Dolayısıyla; bu dışa kapalılık, olayları, durumları değerlendirmede hemşerilerimizin yaptığı tespitlerin yanlış olmasındaki en büyük etken olarak öne çıkıyor.

Değerlendirme yaparken Balıkesir’i çok iyi tanımak, çok iyi bilmek, yapısını, özeliklerini anlamak doğru adım atmakta en büyük anahtar.

Yapılacak temel işler konusuna ilişkin, yazıyı uzatmamak adına kısa ve öz gidelim.

Bir; kimlik, kişilik mevzusu üzerinde düşünmek, çalışmak… Bu mesele en önemli ve ilk adım. Bu bizi diğer şehirlerden farklı kılacak, “Balıkesir”  yapacak işlerin yapılmasının zeminini oluşturacak.

İki; güçlü ve zengin yönlerimizin üzerinden yürümek…

Bu konuları işlemek, zaten ulusal ölçekte en başta, önde olduğumuz konularda bu durumumuzu daha da pekiştirmemizi sağlayacak.

Ancak bu konuları anlatma, tanıtma konusunda yukarıda da belirttiğim gibi çok yetersiz durumdayız.

Geçen günlerde sosyal mecralarda eleştirdiğimiz bir mevzu olan Altıeylül belediyesinin eşe dosta yaptığı lezzet festivali gibi.

Ya da anlık heveslerle, geçici arzularla dönem dönem yaptığımız cılız tanıtım atakları gibi…
Örnek: Ankara ve İstanbul’da yapılan “Balıkesir tanıtım günleri” ya da MIPIM Fuarına katılım gibi. Bizim ilçelerimiz ölçeğindeki küçücük şehirler bunun gibi günleri yıllardır yapıyorlar.

Yani devamlılık yok. Az olsa öz olsa bile yeter ki devamlı olsa. Meşhur sözdür “mermeri delen suyun şiddeti değil devamlılığıdır.”

Ya bu işleri hiç yap(a)mıyoruz ya da yaptığımız işler kendi kendimize memleket propagandası yapmak şeklinde oluyor.

Bizim bu zenginliklerimizi, değerlerimizi, özelliklerimizi şehir dışından gelen ya da ülkedeki diğer insanların da görmesine, tanımasına yönelik çalışmalar yapmamıza ihtiyaç var o zaman.

En kestirmeden işin özeti şu;

Bizim kendi hikâyemizi yazmamız gerekiyor.

Bu hikâyenin öznesi olacak kişiler, olaylar bizde fazlasıyla var. Yeter ki ilgi çekecek şekilde hikâyemizi yazalım ve okunmasını sağlayalım.

Balıkesirlilik bilinciyle hep beraber, ortaklaşa üretilecek bir akıl ve ortaya konulacak eylem planıyla bu şehir kendi hikâyesini çok güzel yazar hem de…

Bu şehir; yapısı gereği tarihi süreç boyunca bir yol şehri, transit şehir oldu. Bu özelliğimiz şehrimiz burada var olduğu sürece devam eder; etsin zararı yok.

Bu vasfının yanında sanayi, turizm, tarım gibi güçlü yanlarımızı iyi işleyip daha da ön plana çıkararak geliştirirsek bir cazibe merkezi olmamamız için hiçbir sebep yok.

Bir de şehrimizi sosyal, kültürel sanatsal yönden ihmal etmiş durumdayız. Zonguldak gibi küçük bir şehirde bile olan Devlet Tiyatrosunun bizim konumumuzdaki bir şehirde olmaması kabul edilebilir bir şey değil. Hatta yetmez; şehir tiyatroları hatta özel tiyatrolarla desteklememiz, sergi, fuar gibi etkinlikleri yapacak yerler inşa etmemiz gerekir.

Yapılacak onlarca iş var ancak, en azından saydığım iki temel işi yaparak başlayalım artık. Gıda, tarım, turizm gibi meselelere biraz daha eğilelim.

Bu şehre artık turist çekelim; bunun için tarihi ve turistik açıdan ilgi çekecek yeni yerleri ortaya çıkaralım. Olanları da iyi tanıtalım, parlatalım.

Mesela lafta kalan “MİSYA ROTASINI” neden hayata geçiremeyelim.

Merkezin Alaca Mescidini, Paşa Camini, Kuva-yı Milliye Müzesini, Çamlığını, Karesi Beyliğini, anlatalım. Yeni müzeler, parklar ekleyelim. Sırasıyla bütün ilçelerimizi dolaşacak, zenginliklerini göstererek bütün şehre katma değer olarak dönecek şekilde tur programları organize edelim.

Büyük tur operatörü sahibi hemşerimiz var, ondan fikir alalım, destek isteyelim. Kısacası bu konuları şehirdeki tüm paydaşlar hep beraber konuşarak ete kemiğe büründürerek hayata geçirelim.

Bunun yeri işe yarayacaksa kent konseyi olabilir; burada ilçeleri kapsayacak şekilde kıskançlık yapmadan, hep beraber el ele vererek bu konular konuşulmalı ve artık bu projeler gerçeğe dönüşmeli.

Bu şehrin çok güzel, çok anlamlı bir hikâyesi var.

Bu şehrin hikâyesi çok okunur, çok da satar…

Yazıp, okunması dileğiyle…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.