POLİTİKA

Kaybettiklerimiz ve Bundan Sonrası

Kaybettiklerimiz ve Bundan Sonrası
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
135 defa
21 Mayıs 2019 - 22:00

1923’te taptaze, aydınlanma ülküsü ile dolu yepyeni bir ruhla doğan, çağdaşlaşma yolunda yaptığı devrimlerle tüm Dünya’nın hayranlığını kazanan, ancak kuruluşundan çeyrek yüz yıl sonra sistematik ve hızlı bir şekilde yörüngesinden, rotasından çıkarılma yolunda temeline dinamit konulan lâik Türkiye Cumhuriyeti’nde bundan böyle hiç bir şeyin 1950 öncesi gibi olamayacağı; “karamsar” değil “gerçekçi” bir öngörü olarak değerlendirilmelidir.

Bunca kaybettiklerimizden sonra öncelikli hedef, gelinen noktadan daha da geriye gitmemek olmalı, buradan ileriye gitme yolunda yapılabilecek hamleler konusunda da -potansiyel ters tepki olasılığı dikkate alınarak- “ihtiyatlı” davranılmalı, “cesaret belli etmeden korkmaktır” sözü hatırdan çıkarılmamalıdır.

Bu bağlamda öncelikle cevap aranması gereken soru şudur: “Cumhuriyet ilkeleri ve devrimleri kuruluştan çeyrek yüz yıl sonra neden, nasıl böylesine bir boyutta yozlaştırılabilmiştir”?

!950’den başlayarak Cumhuriyet ilke ve devrimlerinin yozlaştırılması yolunda atılan her adım “demokrasi” adına “sandık demokrasisi” yoluyla olmadı mı? Ülkeyi yönetmek üzere sandık yoluyla iş başına gelen siyasi kadroları halk seçmedi mi? Bu sorunun cevabını “halk cahil” diyerek vermek kolaycılık, yüzeysel, geçmişten gelen gerçekleri ıskalamak olmaz mı?  Şöyle ki;

Altı yüz yıllık imparatorluk süresince İslâmi kuralların, referansların benimsendiği, devlet yönetiminde esas alındığı bir kamusal yapıda “ulus” değil “ümmet”, “yurttaş” yerine “kul” kültürü ile yetişmiş, yaşamış bir toplumun, birkaç yıla sığdırılmak zorunda kalınılan bir yapılandırma, reform sürecine sokulması girişiminin kabul görmemesi, fırsat buldukça da bu tepkinin, direnişin eylem (Kubilây, Said-i Nursi olayları) ve siyasi söylemlerle ortaya konulduğu, konulabildiği bir gerçek değil midir?

12 Mart ve 12 Eylül komplolarının da katkılarıyla Atatürk Cumhuriyeti’ne olanlar oldu. Türkiye Cumhuriyeti siyasi, ekonomik ve sosyal alanları şekillendiren Cumhuriyet ilkelerinden, demokratik, lâik, hukuk devleti anlayışından hızla uzaklaştırıldı. Halk bu olanlara sandıkta gerekli ve yeterli tepkiyi göster(e)medi. “Milli irade”, “milletin takdiri” paradigmalarını kendilerine kalkan edinen siyasi kadrolar, Türkiye’yi programlanan yörüngeye sabitlediler. Bu virüs kısa sürede toplumun bünyesine girdi ve yayıldı. Bu süreçte, “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” diyebilen devlet adamı bile oldu!

Bu gerçeklerden hareketle, bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti’nde geri gelebilmesi, (örneğin, otuz yıl önceki Türkiye’de mevcut olan, sürdürülen yaşam ortamı, yaygın yaşam biçimi) mümkün ol(a)mayacak hususlar nelerdir?

  • Siyasi ve ekonomik konjonktürdeki dalgalanmalardan dolayı sandıktaki oyları artsa da, başta lâiklik olmak üzere, Cumhuriyet’in temel değerlerini öne çıkarmak durumundaki CHP’nin, toplumda yeterli karşılığını bularak İslâmi referanslı muhafazakâr bir siyasi partinin “iktidar alternatifi” olabilmesi, (Bu CHP’nin yetersizliği, beceriksizliği olarak düşünülmemelidir. Türkiye’nin geldiği noktada, iktidar alternatifi olacak parti, adı, lideri ve üslûbu farklı gene İslâmi çizgide muhafazakâr başka bir siyasi oluşumdur.)
  • Bu nedenle, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine “tam anlamıyla” sahip çıkılabilmesi,
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri izlediği; “Ortadoğu’daki çatışmalarda taraf olmama” politikasının terk edilmesiyle Bölge ülkeleri nezdinde kaybedilen güven ve saygınlığın tekrar kazanılması,
  • yazılı ve görsel medyanın “satılmışlık” kara lekesinden arınarak eski saygınlığını kazanabilmesi, (o medya ki, ancak çıkarına uygun göreceği yönde “döneklik” becerisini gösterebilir)!
  • yargı, üniversite, ordu gibi devletin ve rejimin bekası için gerekli olan kurumların kaybettikleri saygınlık ve güvenirliliğin tekrardan tesisi,
  • ülke genelinde seksenli yıllara kadar var olan görgülü, seviyeli yaşam, sanat ve eğlence kültürünün geri gelmesi,
  • başta futbol olmak üzere ülke genelinde spor karşılaşmalarının otuz yıl önceki terbiye sınırları içinde yapılan tezahüratla izlenebilmesi…

Peki, bundan sonra neler olur, olabilir?

  • Türk Ekonomisi serbest piyasa ekonomisi modeli ile sağlıksız bir yapı içinde nicelik olarak büyür fakat bütünüyle nitelikli bir yapıya dönüşemez,
  • iç dış, kamu özel borçlar katlanarak sürer, işsizlik ve yoksulluk yaygınlaşır, emeğin sermaye karşısındaki direnme gücü giderek zayıflar, ulusal gelirden sermayenin aldığı pay büyür,
  • gelir dağılımındaki eşitsizlik, makro ekonomik düzeyde sağlıklı arz talep dengesinin kurulamamasına yol açar, yüksek faiz bireylerin ve şirketlerin borç sarmalını daha karmaşık hale getirir,
  • çaresizlik içine düşen bireylerin, toplumun dini kuramlarla baskı altına alınabilmesi için “uygun” ortam oluşur ve kadercilik bir yaşam felsefesine dönüşebilir, (ABD’nin “yeşil kuşak” projesi)
  • olumsuzluklar, devletin temel kurumlarının dolayısıyla devletin güçsüzleşmesine neden olur.

Peki, çare nedir? Cumhuriyet ilkelerinin ışığında yurttaşların(toplumun) haklarına sahip çıkabilmeleri, haklarını arayabilmeleri, iradelerini ortaya koyma kararlılığını öne çıkararak kaybettiklerini bilinçli şekilde geri almaya çalışmalarıdır.  “Demokratik, lâik, hukuk devleti” olma yolundaki kazanımlarını kaybeden Türkiye bunları yeniden kazanmadan bir yere varamayacaktır. Zira temellerine dinamit konan bina enkaz olma noktasındadır. 2023 hedeflerinin neler olduğunun bugüne kadar somut olarak açıklanmamasının nedeni nedir ki?

Bu vesile ile TÜSİAD’ın son çıkışını da geçmişe bakarak değerlendirmek gerekiyor. Hükümet’e yönelik eleştirilerinden dolayı Cumhurbaşkanı’nı kızdıran TÜSİAD yetmişli yıllarda dönemin sosyal demokrat Başbakanı Bülent Ecevit’i tam sayfa gazete ilânları ile yürütülen bir karalama kampanyası başlatmıştı. Bugünkü rahatsızlığı da, o zamanki rahatsızlığı da ekonomik koşulların, TÜSİAD’ın temsilcisi olduğu sermayenin çıkarlarına elverişli olmamasıdır. Herhangi bir siyasi ilke ya da görüşle ilgisi olamaz. Kırk beş yıl önceki TÜSİAD tekrar sahnede! TÜSİAD’a sözlü uyarı, sendikal eylemlere biber gazı. Bunun adı çifte standart değil de ne?

Düşünen Adam

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.