POLİTİKA

KABİLE DEVLETİ DERKEN.. BİR DE DİN DEVLETİ Mİ?

KABİLE DEVLETİ DERKEN.. BİR DE DİN DEVLETİ Mİ?
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
4.483
03 Kasım 2020 - 0:12

Cumhuriyetimizin niteliklerinin tek tanımı vardı. “Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devleti”NOKTA! Bu kavramlar ülke genelinde oldukça büyük kesim tarafından kabul görmüş, benimsenmişti.Ancak, son on on beş yıldır önce lâiklikten ardından demokratiklikten ardından da hukuktan söz edil(e)mez oldu. Buna karşılık son yıllarda ortaya yeni tanımlamalar çıktı. Kabile devleti, din devleti gibi…Bu bağlamda son günlerde yaşanan bazı olaylardan, gelişmelerden örnekler:

  • Sağlık Bakanı Türkiye’nin en büyük, salgının en hızlı yayıldığı şehrinde konu ile ilgili olarak kendi başkanlığında Vali, Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü ile toplantı yapacağını açıkladı. Ertesi gün Belediye Başkanı’nın “kadro dışı” bırakıldığını öğrendik. Bu hiç şaşırtıcı olmadı. Asıl şaşırtıcı olan, Bakan’ın açıklamasıydı. Zira Ekrem İmamoğlu seçildiğinden bu yana İstanbul’un hayati sorunu deprem dahil hiçbir toplantıya çağrılmamıştı! Bu toplantıya neden çağrılsındı ki? Neyse “yanlıştan” çabuk dönüldü! Bakan’ın kendi inisiyatifi ve anlayışı ile oluşturup açıkladığı toplantı kadrosu tepeden gelen “buyruk” ya da “vahiy” sonucu değiştirildi, Ekrem İmamoğlu bir kez daha kadro dışı bırakıldı!

Bir taraftan da her vesile ile içerde ve dışarda Türkiye’nin “kabile devleti” olmadığı vurgulanıyordu. Sağlık Bakanı bunu bildiğinden ya dabundan iyice emin olabilmek için bakanlık görevine devam etmekte!

Sağlık BakanıMayıs ayında da “ters köşe” olmuştu. Öncedenduyurulmamış olmasına rağmen İçişleri Bakanı gece yarısına bir saat kala ertesi gün için sokağa çıkma yasağı koymuştu. Herkes gecenin o saatinde sosyal mesafe yerine ekmek mesafesi kuralını tercih ederek fırınlara koşmuştu. Ertesi gün Sağlık Bakanı’nın istifası beklenirken İçişleri Bakanı istifa ettiğini açıkladı. Ancak hemen arkasından istifasını geri aldığı açıklandı. “Buyruk” ya da “vahiy” marifeti ile olsa gerek… Ardından Bakanlardan “uyum içindeyiz” açıklaması geldi. Sevindik!

Devletin kimliğini ararken akla başka konular, sorular da geliyor.

  • Örneğin, seçim sandıklarının başında günler boyu tutulan nöbetler. Kabile devletinde tutulmazsa ne tür devlette tutulur?
  • Bir de evlere şenlik satılık ve “yalaka” medyamız var. Onların işleri de zor. Bunlar “yandaş” değil, “yalaka”. Yandaşlardan daha tehlikeli. Sakalla bıyık arasında gidip geliyorlar. Çıkarları için kişiliklerini, onurlarını yerle bir edecek kadar zavallıların ellerine geçmiş durumda. Her an “alo fatih” komutu beklerler. Gerçek yüzlerini “tarafsızlık”, “dürüst habercilik” yalanları ile gizlediklerini sanırlar. Portföylerinde bir iki tane de vitrin süsü “kontrollü muhalif” bulundururlar. Cumhurbaşkanı gene de yetersiz bulmuş olmalı ki; “medyamız en modern alt yapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor” diyerek mesaj verdi. Anlaşılan yandaş medyanın ve “kontrollü muhalif”lerinin daha dikkatli olması gerekiyor. Aksi halde “bir gece ansızın” başlarına bir iş gelebilir. Bu tür durumlar “ileri demokrasiler”de! olmayacaksa ne tür devlette olacak ki?
  • Bitmedi, bu gidişle biteceği de yok. Otoyol, köprü temel atma, açılış törenlerinde Diyanet İşleri Başkanı (DİB) ön sırada saf tutuyor. Eskiden yoktu. “Yeni Türkiye” gereği olmalı! İslam eserleri müzesi, cami, kutsal mekân temel atma veya açılış töreninde olması doğal da otoyol açılışında DİB ne oluyor? Olsa olsa “din devleti”ne giden yolun kilometre taşı olur.”
  • Bir de Diyanet Radyo var. Gün içindeki bir programdan: “günah işleyenler cehennem ateşinde yandıklarında dudakları kuruyacak, gözleri küçülecek, dişleri yerlerinden fırlayacak….”Lâik devlette din adına suç duyurusu olacak sözler. Ancak;din devletinde böyle bir yayın suç olabilir mi? RTÜK her şeyin farkında ve bilincinde…
  • Anayasa mahkemesi bir mahkemenin bir milletvekili hakkında verdiği kararı Anayasaya aykırı buluyor, bu yöndeki kararını mahkemeye gönderiyor. Mahkeme “beni bağlamaz” İtirazı görüşen başka mahkeme de “karar vermeye gerek yok” gerekçesiyle! sahadan kaçıyor. Uzaktan kumandalı Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulundan, Kurulun başkanı Adalet Bakanından, TBMM Başkanından ses yok! Üstelik Anayasanın 152 ve 153’üncü maddelerinde Anayasa Mahkemesi kararlarının “bağlayıcı” olduğu yazılı. Aynı Anayasanın ikinci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, lâik, sosyal hukuk devletidir” diyor. “Yeni Türkiye” sağ olsun. Dağdan gelen bağdakini kovarmış! Tıpkı ekonomideki “Gresham Kanunu”nda anlatılan “kötü para iyi parayı kovar” kuralında olduğu gibi… Bir yandan da Türkiye’nin hukuk devleti olduğu iddia ediliyor. Gördüğümüze mi yoksa söylenene mi?
  • “Lâik Türkiye”nin üniversiteleri de düzenledikleri “bilimsel” toplantılarla gidişata hizmette kusur etmiyorlar! Dumlupınar Üniversitesinde düzenlenen yaratılış kongresinde; “bilimin seküler/lâik olamayacağı, olayların bilimsel açıklamalarının ateist/deist olduğu, yeryüzünde suyun varlığının bir doğa olayı olmadığı…” insanlığın bilgisine sunuluyor! Yetmedi, “bilimin ne/neden sorularını esas alması “kim” sorusu sorulmadığı için noksan kaldığı…” Bilim adamları hız kesmiyorlar. Bilimsel çalışmalarda Lâtince sözcükler yerine Marifetullah dilinin kullanılmasını, dilin İslâmileştirilmesini öneriyorlar.

Dumlupınar Darülfünunu’nunBaşı da son noktayı koymuş: “Batı kaynaklı eğitimle yetişen gençler, kendilerinin tesadüfen meydana gelmiş olduklarını zannediyorlar”. Doğru söylemiş. Hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamak lâzım! Eğitim reformu kaçınılmaz oldu.

  • Bir eksiğimiz daha ortadan kalkıyor. Kadın Darülfünunu da kuruluyor. Dünyada bir tek Japonya’da varmış. Yerli ve milli değil ama olsun. Karma eğitimden uzaklaşmanın işaret fişeği olmalı.
  • Cumhurbaşkanlığı 2021 yılı programından: “toplumsal sorunlara yönelik dini içerikli bilgilerin toplumun geniş kesimlerine ulaştırılması sağlanacaktır”. DİB’ne ek ders ücreti de verilecek mi acaba? Türkiye Cumhuriyeti henüz tam din devleti olmasa da rotası belli!

Son Söz: Cumhuriyet’in doksan yedinci, çok partili hayatın yetmiş dördüncü yılında yukarıdaki örnekleri gördükten sonra Türkiye’nin “demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti olduğunu iddia etmek mümkün olabilir mi? Sözde demokratik, lâik, hukuk devleti. Özde? 

Düşünen Adam

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Kasım 2020
PSÇPCCP
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 

Gazetemiz İHA abonesidir. Kaynağı haber ajansı olan haberlerimiz dışındaki haber gazetemiz özel haberlerdir ve yayın hakları bize aittir. İzin almadan kullanmayınız. Köşe yazarlarının yazıları yazarlara aittir.