POLİTİKA

ENFLASYON VE CARİ AÇIK

ENFLASYON VE CARİ AÇIK
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
409 defa
19 Ekim 2019 - 17:30

TÜİK’in kendisine özgü enflâsyon sepetinde yer alan mal ve hizmetlere verdiği farklı katsayılarla hesaplama yöntemine göre hesaplanan enflâsyon rakamlarına bakarak “ekonomi düzeliyormuş” demek saflık olur. Bunun, hastalığı yön değiştirerek ilerleyen bir hastaya “iyileşiyor” demekten farkı yoktur. Şöyle ki; enflâsyon sepetine ayakkabı bağcığından çamaşır makinesine, ayakkabı boyasından peynire, gömlekten biraya çok sayıda ürün fiyatı girer. Bunların her birine farklı ağırlık katsayısı verilerek dönemsel enflâsyon hesaplanır. Dayanıklı tüketim mallarının fiyatları dayanıksız tüketim mallarına göre daha az değişken ve daha uzun sürelidir. Buzdolabı fiyatı ile domates fiyatındaki değişiklikte olduğu gibi. Enflâsyon hesabının sağlıklı yapılabilmesi için dayanıklı (uzun ömürlü) ve dayanıksız (günlük) tüketim malları fiyatlarından ayrı tutulması gerekir. Ayrıca, ekonomiyi yönetenler Ekonomiyi yönetenler, önce, enflâsyonun neden yükseldiğini, şimdi neden düşürülmek istendiği iyi değerlendirmelidirler.

Enflâsyon, üretim(arz) ve tüketim(talep)deki değişmelere bağlı olarak yükselir veya düşer. Üretim artmaz, işsizlik ve yoksulluk artarken düşen enflâsyon sadece ekonominin kilo ve kan kaybettiğini gösterir. Bunun sevinilecek, öğünülecek bir tarafı yoktur, olamaz! Halkın satın alma gücünün gerilediğinin, yoksulluğun belirtisi ve sonucudur.

İstikrarlı ve sağlıklı bir ekonomide fiyatlar genel seviyesinde birkaç puanlık artış ekonomide hareketliliğin göstergesidir. Bu sınırlı fiyat hareketi, ekonomide (üretim- tüketim) arz-talep dengesinin oluşması ve sürdürülebilir büyümenin sağlanabilmesi için istenen, gerekli bir gelişmedir. Bir “zamanlama” olayıdır. (ekonomi terminolojisindeki uluslararası deyimi ile “time lag”). Sıfır enflâsyon sağlıklı bir durum değil, ekonomide olası durgunluğun işaretidir.

Enflâsyon, bireylerin satın alma güçlerinin yetersiz, gelir dağılımının eşitsiz, üretim seviyesinin düşük olduğu ekonomilerde iç ve dış borçlanma yolu ile körüklenen tüketim talebi sonucu ortaya çıkan bir tablodur. Borçlanma sınırına dayanınca önce talep, ardından üretim geriler. Toplumunda işsizlik ve yoksulluk yaygınlaşır, bireylerin satın alma güçleri erir, sonuç olarak mal ve hizmet fiyatları geriler. Yetkililer bu durumu “ekonomide düzelme” olarak tanımlayınca da “sorun çözülmüş” olur! Aç bırakılan kilolu hastanın kilo vermesi gibi!

Cari Açık: Esas olarak yurt içinde karşılanamayan üretim ve tüketim malları ihtiyacının dışarıdan satın alınarak (ithalât) yolu ile karşılanması nedeniyle ortaya çıkar. Yurt dışına satılan mal ve hizmetlerin toplam değeri(ihracat) ithalâtın gerisinde kalırsa cari açık olur. Türk ekonomisindeki sıkıntı budur. Bu durumun tersi “cari fazla”dır. Buna dış borçlar da eklendiğinde ekonomide döviz kıtlığı olur. İthalâtın maliyeti artar, enflâsyon baskısı büyür, ihracatın değeri düşer.

Cari açık üç halde küçülür:

ı) toplam ihracat değerinin artmasından, ıı) toplam ithalat değerinin düşmesinden, ııı) bu ikisinin birlikte ortaya çıkmasından dolayı.

Türk ekonomisinde cari açık ağırlıklı olarak yüksek değerli yatırım ve ara malı ithalatından kaynaklanmaktadır. Cari açık bu malların ithalatındaki gerilemeden dolayı azalıyorsa bunun sevinilecek tarafı yoktur. Bu da sağlıksız kilo kaybından farksızdır. Ekonomide durgunluğun işaretidir. Yatırımların, üretimin gerilediği gösterir. Hiçbir şekilde “başarı” değildir.(Bu bağlamda, özelleştirme adı altında özel sektöre peşkeş çekilen, ham madde ve ara malı üreten kamu sanayi tesislerinin ekonomiye yaptıkları olumlu katkıların önemi bir kez daha hatırlanmalıdır)!

Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş misali bu aşamada kurtarıcılar ortaya çıkar!

Kimsenin açıkça “yoksulluğun tescili” diyemediği “yapısal reform” söylemleri de gündeme getirilir, IMF ve Kemal Derviş modelleri konuşulur. Aspirinle hasta tedavisinden farksız! Oysa gerçek anlamda yapısal reform ekonomik model değişiklidir. Serbest piyasa ekonomisine yama yapmak değil!

Özetle; Türk Ekonomisi Cumhuriyet tarihindeki en sefil dönemini yaşıyor. Bu tespiti yapmak için ekonomist olmaya gerek yok. Haftada bir sokağa çıkıp her sektörde kapanan işyeri sayısına bakmak yeterli olacaktır…

Düşünen Adam

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.