POLİTİKA

Ekonominin Temel Sorunları

Ekonominin Temel Sorunları
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
517 defa
18 Nisan 2019 - 23:04

Türk Ekonomisini 10-15 yılda bir yakalandığı derin krizlerden çıkarmak adına yapılan düzenlemeler, krizlerin temelindeki nedenleri araştırmadan, anlamadan çözmeye çalışmak, devrilen otobüsü çekici yardımıyla hendekten çıkartarak yola devam ettirmeye çabalamaktan farklı değil. Yolun şartları, yolcuların hangi şartlarda yolculuk yaptıklarını görmezden gelerek… Orman yangınını kovayla su taşıyarak söndürmeye çalışmak gibi anlamsız bir durum.

Türk Ekonomisinin temel sorunu; kapitalist ekonomi ve bu sistemin uygulama aracı olarak tanımlanan “Serbest Piyasa Ekonomisi” ile birlikte üniversitelerin iktisat/işletme fakültelerinde ilk dersten itibaren öğrencilerin kafalarına şırınga edilen “kâr maksimizasyonu” tabusu ya da paradigması. Bu öğreti; ekonomide kaynakların verimli ve doğru alanlarda kullanımının, toplumsal faydanın, gelir dağılımında eşitsizliğin giderilmesinin önemini göz ardı ederek ekonomide kamuyu dışlayan, sadece özel sektörü ve onun maksimum kârlılığı ilkesini öne çıkaran çarpık ekonomi modeline dayanır.

Ekonominin bu temel sorununu daha da derinleştiren, içinden çıkılmaz hale getiren diğer iki önemli sorun da;

ı)Ekonominin mevcut ve bilinen, öngörülen potansiyel parametrelerinin -dört beş milyon mültecinin de ilavesiyle- taşıyabileceği yükün çok üzerindeki nüfus ve nüfus artış hızı.

ıı)Gelir dağılımında tarım, sanayi ve esnaf kesimlerindeki mevcut ve büyüyen eşitsizlik.

Bu sorunlar; işsizlik, toplam tasarruflarda yetersizlik, yoksulluğun büyümesi, yaygınlaşması, iç ve dış borç artışları, eğitim ve sağlıkta yetersizlik, nitelikli insan ve iş gücü yetiştirilememesi sorunlarını da beraberinde getiriyor.

Tarım ve hayvancılık üreticisi ve üretimi ile top yekûn çöktü. Temel gıda maddelerini ithal eder hale geldik. Aşırı nüfusun asgari düzeyde bile beslenmesi çok pahalı. Toplum, yeterli satın alma gücüne sahip olup da yeterli ve sağlıklı beslenir durumda olsa, gıda fiyatlarının çok daha yükseleceği kesin!

Ekonomi biliminin çıkış noktası; “bireyde ve toplumda ihtiyaçların ‘sonsuz’ sayıda, buna karşılık kaynakların ‘sınırlı’ olduğu” dur. Buradan hareketle, ekonomi politikalarının oluşturulmasında; “kıt kaynakların verimli ve ‘toplumsal faydası’ en fazla alanlarda kullanılması” ilkesi kabul edilmiştir.

Kapitalist ekonomi sisteminde, çalışan sınıfın üretimde yarattığı değerden aldığı payı arttırmaya yönelik girişimler, düzenlemeler, örgütlenmeler sermayeyi (işverenleri) rahatsız ettiğinde iş yerleri ya kapatılır ya da başka topraklara taşınır. “Küreselleşme” olarak tanımlanıp sunulan yeni model kapitalizm işte budur. Bu model sanayileşmiş ülkelerde işsizlik ve yoksulluğa, kamu gelirlerinin azalmasına (vergi gelirlerindeki düşüş nedeniyle) yol açarken sermayenin taşındığı az gelişmiş ülkelerde ayda iki yüz dolar ücretle emekçi çalıştırılan küresel sömürü düzenini kurar.

Dünya üzerindeki zenginliğin paylaşılmasındaki eşitsizlik son yıllarda artan bir farkındalılık konusu olarak öne çıkmaya başladı. Fransız ekonomist Thomas Piketty, 2014 Nobel Ekonomi Ödüllü kitabında bu konuyu istatistik ve grafiklerle çok net olarak ortaya koyuyor.(“Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital”-İş Bankası Kültür Yayınları.) Kitap, Karl Marx’ın tezinin doğrulanması olarak da okunabilir.

Bu hatırlatmanın doğrultusunda, Türkiye’de çalışan sınıfın elde ettiği ücret gelirinin, üretimde, yarattığı katma değere göre değil, çok sayıdaki işsizlerin sınırlı sayıdaki açık işlere alınırken serbest piyasa ekonomisinde arz talep kurallarına göre oluşan ücret düzeyine göre belirlendiği unutulmamalıdır. Bunun kaçınılmaz sonucu ise yoksulluk, yetersiz tasarruf, yüksek iç ve dış borçlar oluyor. Yüksek faiz yetersiz tasarrufun doğal sonucudur. Talimatla inmez de, yükselmez de.

Makro ekonomik potansiyelin taşıyabileceği sayının üzerindeki nüfus, kişi başına düşen ulusal geliri düşürür. Aşırı nüfusun tek “yararı” kişi başına düşen iç ve dış borç seviyesinin daha düşük hesaplanmasını sağlamasıdır!

Her on beş yılda bir büyük depremler yaşayan Türk Ekonomisinin, bu gerçeklerin ışığında ciddi bir sistem ve anlayış değişikliğine ihtiyacı olduğu kabul edilmelidir. Bu yapılmadığı takdirde, somut olarak ne olduğu telâffuz edil(e)meyen ancak özünde Kemal Derviş ekonomi modeli yapısal reform masalları anlatılmaya devam edilecektir.  Bunun da pratikteki anlamı; “yoksulluğun tescili, gelir dağılımında düzelmenin düşünülmemesi, kamu sektörünün ekonomiden giderek silinmesinden (sosyal güvenlik dahil her türlü özelleştirme) başka bir şey değildir.

O zaman yapılması gereken gerçekçi ve ahlaki “yapısal reform” ana başlıklar halinde şöyle olmalıdır:

ı)Serbest piyasa ekonomisinin sınırlarının daraltılarak ekonomide kamunun ağırlıkta olduğu, kaynakların azınlığın değil çoğunluğun yararına kullanılacağı, gelir dağılımında eşitliğini hedef alan yönde düzenleyici rol üstlendiği, sadaka devleti değil, çağdaş ve bilimsel sosyal devlet anlayışının öne çıkarıldığı “planlı ekonomi modeli” oluşturulması.

ıı)Gerçekler dikkate alınarak kararlı bir nüfus politikası ve planlamasının hayata geçirilmesi.

Türkiye’de bunlar seksenli yıllara kadar devlet politikası olarak benimsenmiş ve ciddi şekilde uygulanmıştı.

Ekonomik planlamada önceliklerin doğru belirlenmesi önemlidir. Yatırımların, üretkenliği sürekli ve toplumsal faydası yüksek alanlara yönlendirilmesi esas olmalıdır. Bunun özünde de yatırımların getirilerinden azınlığın mı yoksa çoğunluğun mu daha çok pay alacağının istenip istenmemesi vardır.

Tarım, sanayi ve esnaf kesimlerinde çalışanların ulusal gelirden daha fazla pay almaları özel tasarruflarla birlikte toplam talebin artmasını sağlayacaktır. (ekonomi teorisindeki “çarpan” etkisi)

Ekonomide işsizlik ve istihdam teorisinde iki temel öge vardır. Emek yoğun teknoloji ve sermaye yoğun teknoloji. Türkiye’de başta bankacılık ve kamu hizmetleri alanlarında ekonomideki gerçeklerle örtüşmeyen  teknoloji kullanılıyor. Bunun sonucu, istihdamda büyük düşüş, çalışanların hizmet sektörüne verdiği katkının sayıca ve değer olarak azalması, yaratılan katma değerden daha az pay almalarıdır. Bu çarpıklığa düşmek istemeyen ülkeler mevcut.. (Yunanistan, Bulgaristan, Rusya…)

Teknolojinin tanımı, “tekniğin üretime tatbik edilmesi”dir. İleri teknoloji onu bulana ve üretimde kullanan sermayeye kazanç sağlar, emeğe kaybettirir. Kaynak israfına yol açar, emeği değersizleştirir.

Sonuç: Aklın yolu birdir. Toplumculuk, bireyselciliğin önüne konmalıdır.

Düşünen Adam   

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.