POLİTİKA

Ekonomideki İki Temel Sorun

Ekonomideki İki Temel Sorun
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
1.165 views
07 Ekim 2018 - 21:13

Sonuçlara odaklanıp yangını söndürmeye çalıştığımız için sekiz on yılda bir aynı sorunla karşılaşıyoruz: “Ekonomik Kriz”.

Kapitalist sistemin olmazsa olmazı “serbest piyasa ekonomisi”düzeni önce kandırıyor, ardından kıvrandırıyor, süründürüyor. Depremin şiddeti ve yıkıcılığı ekonominin bağışıklık gücüne göre farklı olsa da sonuç hep perişanlık, yoksullaşma…

Otobüsün devrildiğini görüyoruz ama neden devrildiğini derinlemesine düşünmediğimiz ya da düşünmek istemediğimiz için otobüsü kurtarıcı yardımıyla çukurdan çıkarıp aynı otobüsle yola devam ediyoruz.

Serbest piyasa ekonomisinin özünde “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” anlayışı yatar. Gelişmemiş, güçsüz ekonomilerde bu sistemin-zor da olsa- sürdürülebilirliğinin iki temel koşulu;

ı)gelir dağılımındaki eşitsizliğin ortadan kaldırılması, açıkçası zengin yoksul gelir uçurumunun daraltılması,

ıı) ekonominin taşıyabileceği nüfus büyüklüğünün bilimsel ve gerçekçi yaklaşımlarla belirlenmesidir.

Açalım:

Yüksek faiz ekonomi adına facia ama oluş nedenini aramadan, sorgulamadan doğru önlem alınamaz. Bankaları suçlayarak bir yere varılamayacağı artık kabul edilmeli. Faiz, paranın fiyatıdır. Ekonomide üretilen (arz edilen) her mal ve hizmetin bir fiyatı olduğu gibi paranın da fiyatı olacaktır.

Bankalar, borç olarak topladıkları (satın aldıkları) bireysel ve kurumsal nakit tasarrufları paraya ihtiyacı olan bireylere, kurumlara kredi/borç vermek suretiyle satarlar. Bunların karşılığında borç aldıklarına faiz verirler, satarak borç verdiklerinden de faiz alırlar. Aradaki fark kârlarıdır. Verdikleri ve aldıkları faiz ekonominin dönemsel şartlarına bağlı olarak farklılık gösterir. Yüksek veya düşük olur. Tıpkı halden her mevsim sebze, meyve alarak pazarda satan pazar esnafı gibi… Serbest piyasa ekonomisi kurallarına uygun olarak!

Para arzı ve talebi bireylerle kurumların ellerindeki ihtiyaç fazlası fonlarla (tasarruflar)  tüketim ve/veya yatırım harcaması yapmak isteyenlerin para ihtiyaçlarından oluşur. Serbest piyasa ekonomisi kuralları gereği “kâr maksimizasyonu” esas olduğundan üretime katkı veren emek gücüne, çalışanlara, çiftçiye mümkün olan en düşük ücret ödenir. Böyle olunca da, bu kesimlerin tasarruf gücü ol(a)maz. Ancak,  sermaye sınıfı üretim ve kârlılığını sürdürebilmek için toplumda tüketimin sürekli artmasını, çeşitlenmesini ister. Bu amaçla düşük gelirlilerin tüketime özendirilmesi ve tüketim harcaması yapabilmeleri için çeşitli imkânlar sağlanır. Taşıt kredisi, eğitim kredisi, konut kredisi, ihtiyaç kredileri… Para talebi artar, bankalara para satma imkânları doğar. Bankalarca yurt içi tasarruflarla karşılanamayan borç para ihtiyacı yurt dışından sağlanan kredilerle karşılanmaya çalışılır. Dış borç açmazı da böylece başlamış olur!

Özetle; toplumsal yoksulluk, ekonomi deyimi ile “gelir dağılımındaki eşitsizlik” faiz felâketinin temel nedenidir. Ekonomik kriz başlayınca borç kurbanlarını bıçak altına yatmaktan kurtarmak için, aspirin tedavisi devreye sokulur. Vergi ve borçların yapılandırılması bayram sevinci gibi algılanır! Oysa yapılan; “borcu, borçluyu yeniden borçlandırarak tahsil etmek” tir. Borçlu ise neden o hale düştüğünü sorgulamaz, düzenin kurbanı olduğunu düşün(e)mez!

Öte yandan yüksek faizi gören yabancı yatırımcılar (spekülatörler) paralarını Türkiye’ye getirirler ve kazandıkları yüklü faizleri ana paralarına ekleyerek memleketlerine geri götürürler. Bu da Türkiye’den yurt dışına kaynak aktarılmasından başka bir şey değildir. Bu süreç “sıcak para girişi” olarak tanımlanan ve ekonomiyi yapay solunumla yaşatmaya çalışmaktan başka işlevi olmayan bir kandırmacadır, soygundur. Ekonominin döviz ihtiyacını geçici olarak çözmekten öteye bir iş değildir.

Diğer temel sorun ise; “ekonominin hazmetme gücünün, taşıyabilme kapasitesin üzerindeki nüfus”tur.  Ekonomideki kaynakların üretim yerine altyapı yatırımları için kullanılmasını zorunlu kılan aşırı nüfus ortamında, bir türlü eğitimli, sağlıklı, çağdaş kültür, sanat, spor donanıma sahip bireyler olarak yetiştirilememiş geniş toplum kesimleri ortaya çıkar. Çalışma çağına geldiğinde iş bulamayan, ailesine ekonomik bağımlılığı devam eden, üretmeden tüketen yoksul kesimler… Askerlik hizmetinde bile eşitlik ilkesinin yok sayıldığı bir düzen yaratılır. Parası olanla olmayan hiçbir olabilir mi?

Her alanda Türkiye’nin ilerisinde bulunana gelişmiş ülkeler, nüfuslarının fazlalığı sayesinde mi geliştiler? Nüfusları, nüfus artış hızları bizden yüksek mi?

Oralardaki gelir dağılımı bizden daha dengeli, zengin yoksul arasındaki gelir uçurumu bizdekinden çok daha az değil mi?

Türkiye’ de yaratılan milli gelir şimdikinden çok daha az bir nüfusla da elde edilemez mi? Böylece kişi başına düşen milli gelir daha fazla olmaz mı?

Kapitalist ekonomiyi, serbest piyasa ekonomisini benimsemiş olan gelişmiş ülkelerde, altmışlı yıllardan başlayarak ekonomik gelişme süreçleri boyunca ülke ve ekonomi yönetiminde söz sahibi olan, üretimde yaratılan katma değerden yüksek pay isteyebilen eğitimli, sınıf bilinci gelişmiş örgütlü işçi, çiftçi kesimleri ulusal gelirin mutlu azınlığın elinde toplanmasına engel oldular. Oralarda direniş, grev yapan emekçiler, çiftçiler diğer kesimlerin tepkisini değil, desteğini aldılar. Oralarda işverenler haklarını arayan çalışanlara kapıyı gösterip “istersen git, dışarıda iş arayan milyonlarca işsiz var” diyemediler, diyemezler!

Oralarda devletler sadece kriz dönemlerinde değil, her zaman ekonomiye ve çalışan kesime sahip çıkma sorumluluğunu gözetirler. İnsanları yoksullaştıran, geçim sıkıntısına sokan kararlar yerine onların refahlarını daha üst düzeye taşıyacak politikalar geliştirirler. Uygulamaları yakından izler, gerektiğinde göstermelik değil, köklü önlemler, yaptırımlar uygularlar.

Televizyonlarda saatlerce dil döken çokbilmiş ekonomistler, düşünce bidonları neden bu gerçekleri dile getirmezler acaba? Bilimden, gerçeklerden kopuk önerilerle sadece laf salatası üretiyorlar.

Bilimsel düşünce üretebilmek bilgi kadar da dürüstlük gerektir!

Düşünen Adam

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.
Aralık 2018
PSÇPCCP
« Kas  
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.