POLİTİKA

CEM SEYMEN BALIKESİR İŞ DÜNYASINA SESLENDİ: TÜRKİYE’NİN YENİ HİKAYESİ TARIM OLMALI

CEM SEYMEN BALIKESİR İŞ DÜNYASINA SESLENDİ: TÜRKİYE’NİN YENİ HİKAYESİ TARIM OLMALI
479 defa
08 Şubat 2019 - 17:36

Balıkesir Ticaret Odası, Balıkesir Ticaret Borsası ve Balıkesir Sanayi Odası tarafından ortaklaşa düzenlenen ‘Tarım 4.0’ konulu konferans gerçekleştirildi. Ekonomist Gazeteci Cem Seymen’in konuşmacı olarak katıldığı konferansta tarım ve hayvancılığın ülkenin geleceği olduğu bildirildi.

Kalabalık bir katılımcı topluluğuna konuşan Ekonomist Gazeteci Cem Seymen Türkiye’deki tarım potansiyelinin iyi değerlendirilmesini istedi. ‘Türkiye Ekonomisinin Yeni Hikayesi Ne Olmalı’ konulu bir sunum gerçekleştiren Cem Seymen, Türkiye’nin yeni hikayesinin tarım olması gerektiğini vurguladı.

Dünyadaki en yüksek enflasyonlardan birinin Türkiye’de olduğunu söyleyen Ekonomist Gazeteci Cem Seymen, gıda fiyatlarının yüksek olmasının enflasyonu körüklediğine dikkat çekti. Türkiye’deki tarım geçmişinin iyi uygulanması ve maliyetlerin düşürülmesiyle üretimin artmasının enflasyonu düşüreceğini belirten Cem Seymen, gençlerin mutlaka tarıma yönlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

 

LOJİSTİK KÖYÜ CANLANDIRMALIYIZ

Konferansın açılışında konuşan Sanayi Odası Başkanı Hasan Eğinlioğlu Gökköy Lojistik Köyü’nün hareketlendirilmesi gerektiğini söyledi. İhracatta lojistiğin önemine değinen Eğinlioğlu şunları söyledi:

“Bilindiği gibi dünya ticaretinde olmazsa olmazlardan bir tanesi ihracat yapabilmektir. İhracat yapabilmenin de bir yolu lojistik imkanların geniş ve çeşitli olmasından kaynaklanıyor. Türkiye bu anlamda coğrafi konum itibariyle doğuyla batıyı birleştiren bir köprü görevi görmektedir. Son zamanlarda yapılan yatırımlarla ilgili olarak da yollarımız; demiryolları, uçakla yapılan kargo taşımacılığı, deniz yolları anlamında bu avantajımızı korumaktayız. Bu iftihar edici bir süreçtir. Ancak yeni hizmete giren Organize Sanayi Bölgemizdeki Lojistik Köyümüzü tam verimli çalıştıramıyoruz. Devletimiz çok ciddi bir altyapı yatırımı yaptı. Lojistik Köyümüzün çalışmaması için hiçbir sebep yok. Bu altyapı çalışması; İzmir Çandarlı Limanından yapılacak herhangi bir ihraç ürününün üç gün içerisinde Balıkesir’e de uğrayarak Avrupa’nın merkezine ulaşmasını sağlayan bir hat. Bu üç günlük süreç bir ihracatçı firmanın paraya ulaşmasından tutun da rekabetçi koşullara varıncaya kadar sağlanabilen çok ciddi bir süreç. Ancak rakiplerimizde boş durmuyor ve rakiplerimiz arasında en büyük olan ülke Çin. Çin Devleti de büyük bir gayret göstererek, demiryolu ağı ile Avrupa’ya 10 günde ulaşmak üzere bir hat imal ediyorlar. 3-4’er saatlik aralarla Avrupa’ya sefer yapan bir hattın bütün ihraç ürünlerini Avrupa’ya göndermesini ben hayal etmekte zorlanıyorum. Biz hiç rehavete kapılmadan hem sivil toplum örgütleri olarak, hem kamu olarak bir an önce el birlik OSB’deki Lojistik Köyün harekete geçmesi için ne gerekiyorsa yapmalıyız diye düşünüyorum.”

 

TARIMIN ÇOK KIYMETLİ OLDUĞUNU TÜRKİYE’YE ANLATAMADIK

Ekonomist Gazeteci Cem Seymen ise tarımın çok kıymetli olduğunu Türkiye’ye iyi anlatmak gerektiğini ifade etti. Seymen şunları kaydetti:

“Tarımın ne kadar kıymetli bir şey olduğunu Türkiye’ye anlatamadık henüz tam olarak. Çünkü hala büyük bir ithalatçı bir ülkeyiz biliyorsunuz, gıdamızı ithal ediyoruz. Hayvanlarımızı Güney Amerika’dan, Arjantin’den, Brezilya’dan, Uruguay’dan getiriyoruz. Çünkü büyük bir maliyet baskısı var. O maliyet baskısı altında ezilen bir üretici var. Gizli maliyetler gerçekten çok yüksek. Dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyorlar, en pahalı ilacını kullanıyorlar. Zaten ekonominin durumu belli. Şimdi bizim bir şey yapmamız lazım, ne yapalım da tarımı Türkiye’nin en önemli meselesi haline getirelim. Ben bunda kararlıyım. Türkiye’deki tarım konusunu çözene kadar medyadaki bu programları bırakmayacağım. Çünkü bir derdim var, bir şey anlatmak istiyorum. Çünkü Türkiye’de üreticinin üzerindeki baskıları eğer kaldırabilirsek bir devrim yapacağımızı görüyorum. Yani tarımda en fazla ama en fazla cari açığı verdiğimiz alan olarak tarımda büyük devrim yaratarak yeni bir başka bir dünyanın mümkün olduğunu gerçekten Türkiye’ye kabul ettirebiliriz. Özellikle gençlere. Çünkü gençler yapmıyor, çok büyük bir tehlike bu. Yani gezmediğim köy, girmediğim yer kalmadı gençler tarımla uğraşmak istemiyor. Nereye gitsem kız bile vermiyorlar diyor. Annelerinin, babalarının mesleklerini devam ettirmek istemiyorlar. Köylerden kentlere çok büyük bir göç var. Bu olmaz, bu çok büyük bir yanlış.”

KÜLTÜRÜMÜZÜN ZENGİNLİKLERİNİ UNUTTUK

Türkiye ekonomisinin hikayesinin tarım olması gerektiğine vurgu yapan Cem Seyman şunları ifade etti:

“Ben bugünkü sunumun başlığını ‘Türkiye ekonomisinin yeni hikayesi ne olmalı’ dedim. Çünkü bizim bir hikayeye ihtiyacımız var. Güzel bir hikayeye ihtiyacımız var: Burası sıradan bir ülke değil. Biz çok büyük potansiyeli olan, toprakları çok verimli ve geçmişinden birçok bilgiyi almış ve miras olarak gelecek nesillere aktarabilecek kadar zengin bir kültürüz. Bu kültürün üstündeki zenginlikleri zaman içinde unuttuk. Bir şeyler unutturuldu, endüstriyel gıda, müzik, televizyonculuk, kültür hayatımıza girdi. Bununla hem damağımızın tadını unuttuk, hem de kalbimizin sesini unuttuk. Ben buna inanıyorum. Kalbimizin dinlemekten vaz geçtiğimiz andan itibaren o bam telimizi titreten, Anadolu’nun renklerini unuttuk. Şimdi bunları ayağa nasıl kaldırabiliriz? Üreticinin üzerinde çok büyük maliyet baskısı var dedim ya var çünkü küresel bir gıda üretimi var bütün dünyada. Yani küresel gıda üretimi endüstrisi var. Bunu yapan da birisi Avrupa Birliği’nden, birisi Amerika’dan iki büyük şirket. İki tane dev şirket tarım 4.0’la; yani bilimi, teknolojiyi, üniversiteleri, AR-GE merkezlerini, laboratuvarlarını kullanarak daha iyi verim verecek, her bir insanın kendi özelliğine göre, görsel iklim değişikliğine göre hangi şartlar değiştiyse; havadaki oksijen, azot miktarı, yağış rejimi. Bu büyük şirketler meteoroloji şirketlerinden, meteorolojinin, NASA’nın çalıştığı büyük meteoroloji merkezlerinden önümüzdeki 5-10 yılın hava raporlarını satın alıyorlar. Kimsenin ulaşamadığı bilgileri alıyorlar. Yani iki sene sonra don mu olacak, beş sene sonra çok fazla sıcaklık düşüşleri mi olacak, havadaki oynamalar ne olacak, iklim değişikliklerinde hangi ülkede; Arjantin’de, Türkiye’de, Güney Afrika’da, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Kolombiya’da ne olacak hepsini biliyorlar.”

ÇOK BÜYÜK ABLUKA ALTINDAYIZ

Tarımın milli servetin yanında milli bir güvenlik meselesi olduğunu belirten Cem Seymen şunları söyledi:

“Çok ama çok büyük bir ablukaya alınmış durumdayız. Bazı ülkeler uyanıyor, bazı ülkeler uyanamıyor. Benim görevim Türkiye’yi uyandırmak. Benim görevim tarımın bir milli servet olduğunu; daha da önemlisi milli bir güvenlik olduğunu herkese anlatmak. Uyanmamız lazım. Çünkü bu şirketler; dünyada topu topu iki büyük şirket var dev. Tohum, gübre, ilaç üretiyorlar. Yaptıkları endüstriyel gıdayla da insanları hasta ediyorlar, kaç kişinin öldüğüne kadar veriyorlar. Kaç kişinin öleceğine, kaç kişinin hastalanacağına, kaç kişinin kanser ilacı alacağına karar veriyorlar. Bu kadar ciddi durum yani. Dünyadaki büyük gıda şirketleri, tarım şirketleri bütün bilgiyi elinde tutup; çünkü eskiden olduğu gibi bir çağda yaşamıyoruz, çok ciddi teknolojinin kullanıldığı bir devrim çağında yaşıyoruz. Yani bilgi artık her yerde girin internete her yerde, her türlü bilgiyi bulabilirsiniz. En büyük darbesi tohum. Çünkü tohum o toprağa özgüdür. Tohum bankada olamaz. Tohum ancak ve ancak toprakta olur ki kendini geliştirebilsin. Çünkü büyük şirketler, büyük endüstriler, büyük sanayi ülkeleri dünyayı kirletiyor ve ısınıyor dünya, iklim değişikliği var. Eskiden olduğu gibi yağış rejimi yok. Eskiden olduğu gibi yer altı suları verimli değil. Eskiden olduğu gibi toprak hastalıksız değil. Yani kimyasal gübre atmak demek ölmekte olan hastaya suni solunum yapmak ya da kalp masajı demek. Yani vermiyor toprak, daha çok vermesi için at gübreyi at gübreyi. Gübre vefa demek, akıl demek, gübre teknoloji demek. Neden Türkiye’de 1 gram gübre üretiyoruz? Çünkü üniversitelerimizde yeteri kadar bilimsel çalışma yok.”

COĞRAFİ İŞARETİ ALMANIZA ÇOK SEVİNDİM

Tarımın ileri teknolojilerle yapılması gerektiğinin altını çizen cem Seymen şunları dile getirdi:

“Tarım 4,0 için buraya geldim. Bu kadar tarımın çok konuşulduğu, çok bilindiği, çok çok önemsendiği bir ilde sizin Türkiye’ye örnek olmanız lazım. Biraz önce dinlediğim kadarıyla Balıkesir kuzusu için coğrafi işaret almışsınız, çok güzel bir şey. Türkiye’de ilk defa bir et coğrafi işaret aldı. Coğrafi işaret nedir biliyor musunuz? Yani o bölgenin ürününü, o bölgenin suyunu, o bölgenin çiftçisini, o bölgenin otunu yiyen hayvanın verdiği ürünle her şeyini diğerlerinden farklı yapıyorum demektir. Yani diyorsunuz ki benim fiyatın daha farklı olsun, benim maliyetlerimi düşürecek her türlü desteği bana ver. Çünkü diğerlerinden daha iyi beslediğim, daha iyi yetiştirdiğim, daha iyi verim aldığım, daha iyi bir endüstriyel ürün çıkaracağıma kendime inandırdığım için ve çiftçim destek verdiği için bana coğrafi işareti verdin. Coğrafi işaret meselesini ben çok önemsiyorum. Çünkü Türkiye’de tarımda bir sorun var. Birkaç tane sorun var ama üç tane temel sorunu söyleyeyim. Birincisi üretimde bir plan yok. Çiftçinin, üreticinin neyi ekeceğine, ne zaman ekeceğine, ne kadar ekeceğine kendisinin karar vermesi mümkün değil. Bu çok büyük bir yanlış. Çiftçinin neyi ne zaman, ne kadar ekeceğine, hangi ürünü ekeceğine devletin karar vermesi lazım. Devletin düzenleyici olması lazım. Devlet düzenleyici olursa eğer; fiyat dalgalanmalarını engelleyebiliriz.

GIDA FİYATLARI ENFLASYONU TETİKLİYOR

Yani dünyanın en büyük enflasyonlarından biriyle yaşıyoruz. Paramızın değeri düşüyor. Çünkü Merkez Bankamız bize diyor ki; fiyatlar yüksek, enflasyon çok yüksek, çünkü gıda fiyatları çok yüksek. Biz bir tarım ülkesiyiz atamız, babamız, dedemizden aldığımız miras bize tarım bilgisi veriyor. Gıda fiyatlarının Türkiye’de yüksek olması mümkün değil. Bütün dünyada fiyatlara bakıyorum; son beş senenin bütün fiyatlarını ekledim. Biraz önce anlattığım Endüstri 4,0, teknolojinin girmesi, verimliliğin artması gibi nedenlerle daha çok ürün veriyor, firmalar daha kaliteli tohum, gübre, ilaç üretiyor. Dolayısıyla birim dekardan alacağım miktarın, ürünün, hasılanın, hasadın 5-10-20 katını alıyorsun. Teknoloji ben başarıyorum diyor. İnsanı işin içinden çekiyorum, hava şartlarını yönetiyorum, hava şartlarını yönettim andan itibaren de verimi artırıyorum diyor. Bizim bayiimiz ne yapıyor? Bir dakika yerli tohum almayayım ben, daha iyisini gavur yapıyor diyor, gidip ondan alayım diyor. Çünkü dünyanın parasını yatırıyor teknolojiye, AR-GE’ye, üniversitelere, bilim insanlarına. Çalış diyor laboratuvarlarda bana tohum getir, çiftçiye satacağım diyor. Yani Yunanistan’a, İngiltere’ye satacağım diyor. Biz alıyoruz, çiftçimiz alıyor neden? Ürün istiyor çünkü. Bakıyorum kendi üniversitelerimize yeteri kadar verimli bir ürün bize vermiyor. Demek ki orada bir çalışma eksikliği var. Bütün dünya teknolojik devrim yaşarken bizim gübremizi, ilacımızı ve tohumumuzu kendimiz üretmemiz lazım.

COĞRAFİ İŞARET ELMEK KOLAY DEĞİL

Dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyoruz niye? Neden biz rüzgar enerjisiyle çalışan üretim tesisleri kurmayalım. Bütün Avrupa fosil yakıtlardan çıkıyor. Fransa 2022’den itibaren ülkeme tek bir mazot sokmayacağım diyor. İrlanda ilk defa bir AB ülkesi olarak 2020 yılından itibaren petrolden tamamen çıkıyorum diyor. Bizim çiftçimiz sürekli mazot kullanıyor. Güneşimiz, rüzgarımız var. Bir kere enerji maliyetlerini kaldıralım. Dünyanın en yüksek enflasyonu var. Çünkü bu kadar çok üretim maliyetleri olan bir ülkede çiftçi üretmez. Yani Merkez Bankası yalvarıyor; gıda fiyatlarını düşürdüğünüz andan itibaren enflasyon dramatik olarak düşecek diyor. Sizin cebinizdeki para bir anda değerini kaybediyor. Çünkü gıda fiyatları bir türlü enflasyonun belini doğrultamıyor. Ne yapalım da; mesela eğer siz coğrafi işaret aldıysanız Balıkesir kuzusuna önce şu Balıkesir’i derinleştirelim. Üreticiyi coğrafi işaretle bir şahlandıralım. Türkiye’ye bir örnek mesela çıkaralım. Bunu birilerinin çıkıp yapması lazım. Bunu siz yapın, ben yapacağım deyin. Balıkesirli olarak ben bu işe başımı koydum deyin. Başarı hikayesinin şarkısını çıkarın, gidip hep beraber Türkiye’ye anlatalım bunu. Ben çok heyecanlandım. İlk defa bir etle coğrafi işaret almak. Kolay değildir yani Türkiye’de başarı kazanmak, coğrafi işaret almak.”

DÜNYANIN BİZDEN DOYMASI LAZIM

Tarımın gelişmesinde kooperatiflerin önemli olduğunu ifade eden Cem Seymen şunları söyledi:
“Yeni öğrendim rüzgar enerjisi, güneş enerjisi hikayeymiş. Bir yıl önce bir karar alınmış belli bir kotası varmış bu kotayı doldurmuşuz ondan sonra yok bir daha. Niye? Güneş gibisi, rüzgar gibisi yok. Bu çiftçinin üstüne nasıl daha bu kadar çok şey vurulsun. Kooperatif diyorum ben. Kooperatif olmadan Türkiye’yi tarımda şahlandırmanız mümkün değil. Bakın, büyük ülkelerin üzerine her zaman oyunlar oynanır. Burası kolay coğrafya değil. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya; enerji coğrafyası, güç coğrafyası, ticaret coğrafyası, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan doğal bir köprü. Seni yalnız bırakmazlar. Olsun; bizim bir yerde güçlü olmamız lazım. Nerede güçlü olabiliriz? Kafayı çalıştırın; sanayi? Sanayi şeyimiz yok, büyük bir işin içine girmemiz lazım. Bu saatten sonra biraz zor. Peki, ileri teknoloji? Çin ortalığı yıkıyor. Çin ortalığı yıktığı için Amerika Çin’e savaş açtı. Para saçtığı için de hepimiz doların nereye gideceğini konuşuyoruz şu anda. Çünkü Çin çok fena geliyor. Tarım üretiminde, sanayi üretiminde ve ileri teknoloji ihracatında. Bakın adamların ekoları 70 milyon dolar zarar etti. Kıyamet kopuyor şu anda Amerika’da. Çinli şirketler Apple’yi şöyle sallıyorlar, daha iyi telefon üretiyorlar, daha iyi teknoloji geliştirdiler, daha iyi ürünlerle dünyayı sallamaya başladılar. Bizim nerede, neyi sallamamız lazım? Bizim tarımla Avrupa Birliği’ni sallamamız lazım. Dünyanın bizden doyması lazım. Bizim Arjantin’den sığır alma gibi bir lüksümüz olamaz. Bir ülke düşünün ki kendi hayvanı kendine yetmediği için, et ihtiyacının ne kadar olduğunu hesaplayamadığı için, Arjantin mi, Uruguay mı, Brezilya mı, Çek Cumhuriyeti mi, Bulgar ya da Macar üreticiyi desteklesin, zengin etsin. Soruyorum tekrar neden?”

TARIMI ANLATMAYA DEVAM EDECEĞİM

Türkiye ekonomisinin tarımla düzlüğe çıkacağını ileri süren Ekonomist Gazeteci Cem Seyman şunları söyledi:

“Şu başlığı boşuna koymadım ‘Türkiye ekonomisinin hikayesi ne olmalı’ diye. Türkiye ekonomisinin hikayesi tarımdır arkadaşlar. Türkiye tek bir anlamayan kişi kalana kadar, ben gazeteci olarak, Türk vatandaşı olarak, bir birey olarak bunun mücadelesini vermeye devam edeceğim. Çünkü anlamamakta daha ısrar edeceğiz. Şöyle bir anlayışımız var. Yahu dünyanın bütün ülkeleri sanayiye geçmiş, bu kadar sanayi ülkesi varken, herkes teknoloji üretirken ne tarımından bahsediyorsun, ne tarımı, inek sağmakla mı uğraşacağız. Uğraşacağız. Tarım bir gıda milli güvenlik meselesi değil. Bakın küresel iklim değişikliği var. Bu ne demek biliyor musunuz? En çok toprağı vuracak demek. Eskiden aldığın verimi alamayacaksın demek. Bu kadar çok az verim almaya başladıktan sonra kolayca paran olduğu için cebinde tohum, gübre, ilaç aldığın büyük firmalar satmam dediği gün ortada dımdızlak kalırsın.

TAKSİM MEYDANINDA DA SİLİVRİNİN BİR KÖYÜNDE DE AHIR KURAMAZSIN

Dünyanın en büyük tohum bankası bizde diyoruz. Tohum toprakta olmadığı sürece gelişemez, ilerleyemez. En büyük değer. Dünyada üç tane büyük alan var savaşın olduğu. Birisi enerji, bir tanesi de gıda. Şirketlerin yaptığı şu; üretmeyen ülkeleri keşfediyorlar, tembelleşmeye başlayan yeni nesilleri gözlemliyorlar ve diyorlar ki; zaten tarımla uğraşmayacağız, maliyetten kaçıyor, sabah 05.00’de kalkmaktan korkuyor, hayvancılıkla uğraşmak istemiyor, zaten mahalle ilan etmiş 17 bin köyü. Yani sen orada ahır kuramazsın, tarım yapamazsın, sen orada herhangi bir faaliyette bulunamazsın. Ben Silivri’nin bir köyündeyim mesela. Ha Taksim ha Silivri’nin o köyünde. Orası mahalle ilan edilmiş. Nasıl Taksim Meydanı’nda ahır kuramazsın, Silivri’de de kuramazsın. Bunu fark ediyor bu şirketler. Diyorlar ki girelim; daha iyi tohumla, gübreyle, ilaçla esnafı, üreticiyi kandıralım. Bayilik sistemi girsin, yeni hastalıkları sokayım, ne zaman hangi hastalığı ülkeye sokacağımı kendim belirleyeyim, kendim ilacını üreteyim, fiyatını da kendim koyayım, Ben çiftçi olsam gidip alırım yani, tohumu da, gübreyi de, ilacı da alırım. Çünkü bir şekilde ayakta kalmam lazım, verimli de.

ATALIK TOHUM TÜRLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ZAHMET İSTER

Türkiye’de tohum üretiliyor, yerli tohum üretiliyor. Ama atalık tohumu dediğimiz, tamamen bize ait türlerin maalesef geliştirilmesi, ıslah edilmesi kolay bir şey değil. Milyonlarca dolar para, bazen milyarlarca dolar para demek, sabır demek, çalışmak demek sevap demek, yani yıllarını adamak demek. Geçen sene uçakta biriyle tanıştım. Meksika Üniversitesinde tarım kürsü başkanıymış. Dedi ki; siz tohumları Meksika’dan alıyorsunuz biliyor musunuz dedi. Neyin? Diyarbakır karpuzunun. 15 yıl önce Diyarbakır’a gelmiş, karpuzun tadını o kadar beğenmiş ki yanında 1-2 örnek ve bol çekirdekle Meksika’ya gitmiş. 12 yıl boyunca laboratuvarları çalıştırdım dedi. Taktim kafayı, ıslah edeceğim Meksika’da üreteceğiz diye dedi. Diyarbakır karpuzlarının neredeyse yüzde 80’i şu anda Meksika’da üretiliyor. Biz tohumlarına 25 milyon dolar ödeyerek alıyoruz. Çünkü herhangi bir üniversitemiz kafayı takmamış. Bir hikayeniz olması lazım.”

KAFAMIZDA BİR DEVRİM YARATMAMIZ LAZIM

Türkiye’nin tarım konusunda bir adım daha ileri gitmesi gerektiğini belirten Cem Seymen şunları ifade etti:

“Türkiye’nin bir adım daha ileriye gitmesi lazım. Kafamızda bir devrim yaratmamız lazım. Bizim kalkınmamızın tek yolu var tarım. Nasıl tarım ama? Bir üretim planlaması yok. İkincisi çiftçi yalnız, tek başına hareket edemez. Bizi yıllarca komünist ışı diye korkuttular kooperatiflerden. Hiçbir kooperatifin kurulması kimseye çok akıl kârı gelmedi. Komünistler dediler. Bir baktık ki ne kadar kapitalist ülke varsa, vahşi kapitalizm varsa dünyayı nasıl eziyorlar petrolle, doğalgazla, yer kabuğunu oya oya, vahşice bir enerji politikası sürdürdüler. Bakın Yemen’de 2,5 milyon çocuk öldürüldü, sesini çıkaran yok. Niye? Suudi Arabistan ucuz petrol alayım diye. Nasıl kirli oyun oynanıyor dünyada baksanıza. Biz bu petrol oyununun içine girmeyelim mesela. Benim önerim güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi. Maliyetleri bir kez buradan kaldıralım. Üretim planlaması yok, maliyetler çok yüksek, kooperatifler yok. Amerika’da yüzde 95 oranında kooperatifler var. En kapitalist ülke, dünyanın canına okuyan ülke, öldürmediği çocuk kalmadı petrol için, bütün Ortadoğu coğrafyası kan. Niye alalım biz petrol? Neden yasalar çıksın da kotaları doldurduk artık gerisini almayalım diyelim. Olur mu yahu, böyle bir şey olabilir mi? Bu kadar güneş varken ben neden güneş enerjisi üretmeyeyim? Ben bunu istiyorum, bunu hayal ediyorum.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.
Şubat 2019
PSÇPCCP
« Oca  
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728 

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.