POLİTİKA

BEYİNLER!

BEYİNLER!
Düşünen Adam
Düşünen Adam( dusunenadam@politikam.com )
832 defa
15 Haziran 2019 - 0:35

Doğadaki canlılar arasında en yetenekli ve çok yönlü düşünebilen beynin insan beyni olduğu kabul edilir. Ancak her “beynin” aynı yetenek ve kapasitede olmadığı da gerçek. Bundan dolayı, beyinler arasındaki farkları anlatan bir tanımlama yapılmış. Şöyle;

“Küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışır”. Eleanor Roosevelt

Türkiye’de en çok konuşulan iki konu: siyaset ve ekonomi.

Siyasi tartışmalarda en fazla kişiler öne çıkarken, ekonomik konularda günlük yaşamda her kesimi bir şekilde etkileyen ekonomik sıkıntılar, olaylar konuşuluyor, tartışılıyor.

Ne var ki; her iki alanda da yaşananların, olayların temelindeki fikirleri, ideolojileri düşünerek fikir üretenler pek yok. Olanlar da, “boş işlerle uğraşanlar”, “monşerler” diye tanımlanıp, küçümsenip aşağılanıyorlar!

Oysa her olay bir sonuçtur. Siyasetteki sorunların temelindeki nedeni ya da nedenleri bilmeden, anlamadan, araştırmadan sadece sonuçları konuşmak, tartışmak abesle iştigal, zaman kaybıdır. Televizyon kanallarında saatlerce süren, açık oturum adı altında yapılan programlar, izleyenlere ne veriyor ki? Taraftar gruplarının maçtan sonraki atışmalarından, sataşmalarından pek farklı olmayan lâf kalabalığı. Programların sunucuları ya da yönetenleri de kendilerine ayrılan sürenin çabuk geçmesini kolaylaştıran atışmalara gülücükleri ile katılıyorlar! Bu da, “alo Fatih” şamarı yememek için patronları tarafından belirlenen yayın ilkelerinin gereği olsa gerek! Bire bir yapılan programlarda ise konuk “sağlam” çıkarsa sunucular madara oluveriyorlar. CNN’de Ahmet Hakan’ın Ekrem İmamoğlu karşısında düştüğü durum!

Ekonominin konuşulduğu programlarda ise, ekonominin güncel sorunları, rakamlar ve istatistikler çarpıtılarak bilimsel, gerçekçi olmayan yorumlarla açıklanmaya çalışılıyor. Konuşmalar, eleştiriler sistem üzerinden değil, siyasetçilerin günlük, anlık beyanları, polemikler üzerinden yapılıyor. (varlık kuyrukları gibi) Ekonomideki sistemsel sorunları ortaya koyan yok. Koyabilecek olanlar da programa çağrılmıyorlar!

Sonuç: Anlaşılan o ki, “büyük beyinler” üstümüze iki beden büyük geliyor. Neden ki? Bunun karşılığı; “burası Türkiye abicim” yılışıklığı olamaz!

Konuyla ilgili iki olay:

İlki, Türk Milli Takımının İzlanda Hava Alanında üç saat bekletilmesi. Kabul edilmesi mümkün olmayan olay, herkesi üzmekle birlikte  kabadayılık kokan kolay çıkışlar yapılmasına da zemin hazırladı.

Soru ı) Örneğin Fransız Milli Takımı İzlanda’ya gitmiş olsaydı hava alanında üç saat bekler miydi? Tabii ki hayır. En fazla yirmi dakikada hava alanından çıkmış olurlardı.

Soru ıı) Neden bizim kafileye böyle bir davranışta bulunuldu? “Dünya Türkiye’yi kıskanıyor da onun için” ya da “Türkün Türk’ten başka dostu yok” bu sorunun cevabı olamaz, yüzeysel ve anlamsız kalır.

Kişisel cevabım şudur; “Avrupa Birliği’ne tam üye olmak isteyen, bu hedefini yıllardır tekrarlayan Türkiye, bu konuda karar verilirken görüş ve tavsiyeleri dikkate alınan, alınacak olan AB’nin çeşitli kurum ve organlarının Türkiye ile ilgili her raporunun, tavsiye kararının arkasından bir iki saat içinde; “bu karar bizim için yok hükmündedir”şeklindeki tepki gösteren, kayıtsız bir tavır takınıyor. Bu yerinde ve doğru bir hareket midir?  Çelişki değil midir? Bu çelişkinin Avrupa’da -bir türlü-karşılık bulmaması beklenebilir mi? Bu vesile ile İzlanda’da maruz kaldığımız muamelenin İzlanda’nın kendi başına aldığı bir karar sonucu olamayacağı, bunun AB şemsiyesi altındaki İzlanda’ya yapılan telkin ve tavsiye sonucu kararlaştırılmış olan “kolektif bir eylem” olarak değerlendirilmesi gerçekçi olacaktır.

İzlanda faciası, Türkiye’deki maçlar öncesinde çalınan yabancı ulusal marşların ıslıkla, yuhalanarak protesto edilmesinden bağımsız düşünülmemelidir.

İzlanda Hükümeti’ne ve hava alanındaki görevlilere yönelik protestolar da onlar için “yok hükmünde”olacaktır. Herhangi bir somut karşılık bulması beklenemez.

Türkiye, Dünya’da giderek yalnızlaşıyor, dışlanıyor. Osmanlı İmparatorluğu için “hasta adam” tanımlamasını yapmışlardı. Şimdi de, Türkiye Cumhuriyeti için “istenmeyen adam” (persona non grata) muamelesi uygun görülmeye başlandı!  

Fikirler yerine kişileri konuşma alışkanlığımıza bir diğer örnek; İBB Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu ile ilgili Rum Pontus tartışmaları. Diyelim ki, İmamoğlu’nun soyunda Rum bağlantısı var. Bunun Belediye Başkanlığı ile ne ilişkisi olabilir ki? İmamoğlu TC vatandaşı değil mi? Askerlik görevini yapmış mı?  Adaylığı Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre onaylanmış mı? O zaman kendisinin Belediye Başkan adayı olmasında ne yanlış var? Aday olmayıp, kendi işinle uğraşsaydı toplumdan dışlanacak mıydı? Rum, Ermeni, Kürt kökenli TC vatandaşları kamu görevi yapamazlar mı? Askerlik yapmıyorlar mı? Hem de üstüne bedelini de ödeyerek!

Bir kaç yıl önce Londra Belediye Başkanlığı’na Pakistan asıllı bir İngiliz vatandaşı seçilmiş ve hiç kimsenin aklından, “İngiliz asıllı değil” şeklinde bir sapıklık, ilkellik geçmemişti.

ABD, çeşitli ırk ve uluslardan insanların Amerika’ya göç etmelerin ve orada yerleşmeleri sonunda kurulan ve bugünkü gücüne erişmiş bir devlettir. O devletin çatısı altında yaşayan herkes “Amerikan Vatandaşı” (US Citizen) olduğunu gururla, özgüvenle söyler. Kimsenin aklından insanların soyunu sorgulamak, siyasi, sosyal polemik konusu yapmak geçmez. Geçse bile, öyle bir ilkellik “ölü doğmuş çocuk”muamelesi görür.

Gelişmiş (kalkınmış değil) ülke olabilmek için “küçük beyinler” den kurtulmak işin “olmazsa olmazı”!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Tüm hakları saklıdır. Haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları politikam.com’a aittir. politikam.com İHA / İHLAS HABER AJANSI üyesidir.